Bizi takip etmeyi unutmayın. >>>
AntiSiyonizm Gazetesi
* = doldurulması zorunludur

Üçlemenin daha önceki iki yazısında cemaat ve akp taraflarını islami pencereden bakarak değerlendirmiştik. Bu görüşlerin hak gibi görünüp aslında batıl olduğunu gördük. Şimdi ise bir Müslümanın takınması gereken tavrı ve hak ölçüleri konuşacağız.

Üçlemenin daha önceki yazılarını okumak için aşağıdaki başlıklara tıklayabilirsiniz.

 

  1. Cemaatin Cılkı
  2. Erdoğan’ın Çarkı
  3. Erbakan’ın Farkı

Hak ve batıl nedir?” adlı makalemizde daha önce hak ve batıl konusunu incelemiştik. Kısaca hatırlatmak gerekirse, her zaman ve her şart altında doğru olan şeye hak denir. Bunun tersi olan şeye yani her zaman ve her şart altında yanlış olan şeye ise batıl denir. Bir Müslüman, bir yerde hak dava varsa ona katılmak, onaylamak ve desteklemek zorundadır.

Şimdi bakacak olursak Avrupa Birliği bir Hristiyan topluluğudur. Bu sebepten dolayı Avrupa Birliğine girme isteği batıl bir istektir. İslam Birliğinden yana olmak ise haktır. Bazı bahaneler uyduruyoruz. Efendim işte AB’ye girersek ekonomimiz şöyle büyür, askeri gücümüz böyle artar. Bunlara bakarak bir Müslüman karar veremez. ABD’nin müttefiki olmak hak mıdır, batıl mıdır siz karar verin.

Cumhuriyetin ilanından sonra ilk defa bir millet vekili Necmettin Erbakan sayesinde mecliste İslam Birliğini savunmuş ve hak davayı meclis kürsüsünde her defasında anlatmıştır. Peki Müslüman Türk milleti, Erbakan’ı 28 Şubattan sonra neden desteklemedi? Darbe olur diye. İşte bu millet darbe olur diye Allah’ın hak davasını değil, Hristiyan Birliğini savunan liderler istemiştir.

Erbakan, İslam Birliği kurulamaz diyenlere D-8’i kurarak cevabını vermişti. İslam Birliğinin şu anda zaten kurulu olduğunu biliyor muydunuz? İyide bu D-8 şu anda Gazze için bir şey yapmıyor mu? Evet yapmıyor. Neden peki? İslam Birliği kendiliğinden kurulmadı. Onu bir kuranın olduğu gibi, ona icraat yaptıracak bir lidere de ihtiyaç var. Başbakanın bu görevi zaten yapmadığını görüyoruz yıllardır.

Avrupa Birliği bakanımız var ama İslam Birliği bakanımız yok.

Asker karşı çıkar diyenlere cevap veriyorum. Erdoğan askere cezasını verdi diyenler sizler değil misiniz? Neden hala İslam Birliğine yönelmiyor da her fırsatta Avrupa Birliğinin kapısına gidiyor?

Çünkü kendisininde dediği gibi, Erdoğan Milli Görüş gömleğini çıkarmıştır. Şeriat nizamını savunurken, İslam Birliğini savunurken, şimdi laikliği ilke edinip, Avrupa Birliği üyeliğini amaç edinmiş, müttefik olarakta kendisine ABD’yi seçmiştir.

İsrail’in Gazze’ye saldırılarını başbakan her seferinde kınıyor. Başka bir şey yapabiliyor mu? Hayır. İsrail’e yaptırımı ben mi yapacağım? Tabiki yaptırım yetkisi ve görevi Erdoğan’dadır ve bu yetkiyi kendisi kullanmayı tercih etmemiştir.

İsrail’e karşı nasıl tavır alınacağını, bize siyonizmi öğreten, her üçgen ve göz gördüğümüzde beynimizde şimşekler çaktıran İlluminati’yi bu ülkeye anlatan Erbakan bizlere söylemişti.

“Fiili icraata geçmek gerekir, İsrail  laftan anlamaz, İsrail ancak GÜÇTEN anlar..” Bu bize Erbakan’ın farkını anlatıyor.

Sanayiye bakalım. 12 senedir yani bu hükümet döneminde açılan büyük bir fabrika var mı? İstediğiniz kadar araştırın yok. Peki ekonomi nasıl büyüdü? Koç büyüdü, Ford büyüdü. Bunlar Yahudi şirketleri. Yahudi gelmiş senin ülkene yatırım yapmış. Dışarıya mal satıyor. Sende zannediyorsun ki ekonomim büyüdü. O sana verdiği vergi kadar büyüdün sen. Parayı kazanan Yahudi.

Devletin yıllardır kazandığı para nerelerde harcandı peki fabrika açılmadıysa? Tayyip zaten söylüyor. Yol yaptı. Yol tabiki bir hizmettir fakat yol para kazandırır mı sana? Para kazandırmayan bir yatırımla övünüyoruz.

Erbakan, iktidara geldiği o 6 aylık kısa dönemde bu toprakların gördüğü en büyük fabrikaları kurmuştu.

Ereğli demir ve çelik fabrikasını bugün Türkiye’nin tekrar kurabilecek bir gücü yok. Şeker fabrikaları, kağıt fabrikaları ve motor fabrikaları. O dönem Türkiye kendisi motor üretiyordu. Şimdi üretemiyor, Yahudi şirketi Ford üretiyor. Çünkü satılmış gitmiş. Bu ilerlemek midir, gerilemek midir?

Bu hükümet ABD’yi müttefik ve dost edindi. Bakın bu konu Kur’an-ı Kerim’de nasıl geçiyor.

“Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları dostlar edinmeyin. Onların bazısı, bazısının dostlarıdırlar. İçinizden kim onları dost edinirse şüphe yok ki, o da onlardandır. Muhakkak ki Allah o zalimleri hidayete, doğru yola iletmez.” (Mâide Sûresi, 5:51)

Geçmişte mecliste “Bana ne Amerika’dan.” diyen bir liderimiz varken, şimdi onunla müttefik bir başbakanımız var.

Ben size Erbakan’ın farkını anlatmaya çalıştım. Elbette bu lideri tek bir makalede anlatmak imkansız. Ancak sadece şu noktaya değinmek istiyorum. Amerika kızar, ekonomi bozulur, asker darbe yapar korkularıyla Allah’ın yolunda gidilmez. Çile çekeceğiz elbette, Allah hem bu dünyada hem öbür dünyada iyilik vermez. Dünyanın bütün her yerindeki müslüman coğrafyalar eziyet ve işkence görürken biz burada sefa sürüyorsak birşeyler yanlış gidiyor demektir. Burası imtihan yeri.

Erbakan’ın Fethullah Gülen’den farkına değinmeden bu yazıyı bitirmek istemiyorum. Erbakan her fırsatta ABD ve siyonist İsrail’in aleyhinde konuşurken, Filistin olaylarında Gülen genelde İsrail’i haklı bulan açıklamalar yapmıştı. ABD’de yaşıyor olması da ayrı bir manidar.

Gülen cemaati bu ülkede hiç sıkıntı çeken bir cemaat değildi. Bakın ABD ve Siyonizm’in yanında olunca nasılda cemaatiniz genişleyip devlet kademelerine kolayca yerleşebiliyorlar. Erbakan ise şehadetine kadar bu milleti doğruyu anlatmak için çalıştığı için cefa çeken, partisi sürekli kapatılan ve bölünen, siyasi yasaklı haline birisi olmuştur. Şu anda cemaatin çektiği sıkıntılar, Milli Görüş’ün içine serptiği fitne tohumunun bir ürünü olduğunu göremeyen göz kördür. Erdoğan’ı başka bir parti kurmaya ikna eden Gülen, Erdoğan tarafından düşman ilan edildi.

Bu yazıya bir video ile son vermek istiyorum. Şehit liderimiz Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın ruhuna el-Fatiha.